Artvin sen ne güzelsin böyle…

Sabah güneşle birlikte gözlerimi açtım. Arabada uyumak çadırda uyumakdan daha konforsuz, sırt ve boyun ağrısıyla güne başlıyorsunuz. Arabadan indiğimde lastik tamamen inmişti. Lastiğe hava basıp Artvin otogarının içinde bulunan lastik tamircisine gidip lastiği tamir ettirdim.

Karadeniz Bölgesi’nde lokantalar oldukça lezzetli yemekler yapıyorlar.Sabah kahvaltısında hızlı çözüm çorba içmek. Kahvaltı için girdiğim esnaf lokantsında güzel bir mercimek çorbası içtikten sonra çekimlere başladım. Artvin’den biraz söz edecek olursak sekiler halinde binaların dikildiği sürekli tırmanarak şehir merkezine ulaştığınız ender bir yerleşim şekli. Çoruh Nehri ilin eteklerinden akıp ditmekte. Ben gibi şehre bir gece yarısı girecek olursanız araçla tırmanırken o kadar çok ”Z” harfi çizersiniz ki şaşırmamak elde değil. Şehir yeşiliğin her tonuna evsahipliği yapan bu coğrafyada fazlalık gibi. Çekim sonrası Borçka ilçesine doğru hareket ediyorum.

İl merkezi ile arasında 45 dakikalık mesefe olan bu ilçeyi Çoruh Nehri ikiye bölmekte. Sokak araları çok dar ve oldukça haraketli bir çarşısı var. Üniversite yıllarında ev arkadaşlığı yaptığım Ali Vehpi adlı dostuma uğramadan geçmek istemiyorum. Çekimler bittiğinde buluşuyoruz. Baraj inşaatında mühendislik yapan sevgili dostum dalından kopararak yenidünya meyvasını Artvin’de tadmamı sağladı. Eski günleri, İstanbul’u yadettikten sonra güzel bir lokantada muhlama, laz böreği ve tatlıdan oluşan yemekler ve hoşsohbetden sonra vedalaştık.

Arhaviye doğru…

Arhavi yoluna çıktığımda ince taneli yağan bir yağmur bana eşlik etti. Dağlık arazilerden yeşiller içinde ilerleyerek Arhavi’ye ulaştım. Karadeniz sahiline kurulmuş bu şirin ilçe başka bir memleket gibi. İnsanları klasik Anadolu insanına fiziki olarak benzemiyor, lazca konuşuluyor, yapılar oldukça modern. Çekimler bittikden sonra ilçede yürüyüşe çıkıtım. Kahve içmek ve biraz dinlenmek için Jin Cafe’ye çıkıyorum, ortam çok güzel, güzel bir kahve molasından sonra yarın ki çekimler için Şavşat için yola çıkıyorum.

Şavşat’a kadarki 150 km’lik maratonumuz başlıyor. Sürekli yokuş çıkmak sürüş zevkimizi kötü etkilese de yol boyu bir çok renkle karşılaşmak mümkün. Borçka barajını geçerken mısırcı amcadan mısır alıyorum ve göle karşı bir çay içiyorum. Güneş, batarkan baraj üstünde güzel bir manzara sunuyor. Şavşat’a girerken gün batımı dağlara şiir gibi yansıyor. Islak bir Şavşat karşılıyor beni, yağmur ince bir sicim şeklinde devam ediyor.Otel arayışına girişiyorum. Özellik de dün gece arabada yatmışsanız ortalama bir yyer bile lüks sayılabilir size. Bir kaç kişi motel tarif ediyor. Ortalama bir konak ararken Laset Motel (www.laset.com.tr) tavsiyesi piyango oluyor.İlçe merkezinden Ardahan’a doğru 9 km daha ilerleyerek motele yerleşiyorum. Bungalov tarzını sevdiğim için çok rahat bir geceye dalıyorum.

 

İsmail Atalar

Reklam Fotoğrafçısı